23 Ağustos 2009 Pazar

Avrasya

Yeniden koşmaya başladım. 1 yıldan uzun süredir hamster misali bant üzerinde zıplıyorum. Son 2 aydır da arada bir Maçka Parkı'nda koşuyorum Cumartesi sabahları.

Spor salonumun gazıyla Avrasya koşusuna katılmaya karar verdim. Avrasya denilen koşunun 3 farklı kategorisi varmış: Maraton, 15km ve Halk Koşusu. Ben 15km koşuda mücadele edeceğim.

Antrenmanlara bu hafta başladım. Öncelikle biraz yoğun sayılabilecek ağırlık çalışmalarımın sonundaki koşu bantı süremi 40 dakikaya çıkardım.

Çarşamba günü ilk antrenmanımda 7km kadar koştum ve 15km'yi çıkartıp çıkartamayacağım konusunda şüpheler oluştu kafamda. Cuma günü bir miktar daha kastım ve 60 dakika boyunca toplam 9km koştum (ortalama hızımı tahmin edin haydi). 60 dakika sonunda kendimi hala zinde hissettiğim için Avrasya konusunda moralim yerine geldi.

Bugün de interval (aralık?) antrenmanına başladım. 2 dakika 9km/s hızda koştuktan sonra 1 dakika 11 km/s hızda koşup sonra tekrar 9km/s hıza inmek şeklinde özetleyebileceğim bu çalışmada, anlattığım iniş-çıkıştan tam 17 tane yapıp 1 saat içinde 9,5km koşmayı başardım.

Avrasya koşusu 15 Ekim'de. O zamana kadar banttan çıkıp açıkhavada 1 saat ve üzerinde hızlı tempo koşmayı başarmam lazım bir kaç hafta içinde. Bu arada en önemli sınırlayıcılarım; her iki dizimde de çapraz bağlarda kayak ve türlü sporlara bağlı ciddi sakatlıklar olması. Bu yüzden koşma sürelerimi kademeli arttırmak zorundayım. Bir sakatlık tekrarlamasında tüm hayallerim suya gidebilir. Sonraki antrenman ve sürelerimi buraya yazmaya niyetliyim.

Avrasya Maratonu:
http://www.istanbulmarathon.org/

Koşmak

Koşmayı hep çok sevdim. Çocukken fıldır fıldır koşup, arada bir yere yapışıp, dizini kanatan çocuklardandım. Hala durur o yara izlerim. Ortaokul ve lisede basketbol takımında olmama rağmen, beden eğitimi dersinde öğretmenimiz bizi kır koşusuna (cross country) çıkardığında sınıf birincisi olmak için ciğerlerim patlayana kadar koşardım. Malatya Anadolu Lisesi kentin dışında konumlanıyordu ve Orduzu Göleti'ne yakındı. Koşu da bu alanda tezahür ederdi: http://maps.google.com/?ie=UTF8&ll=38.354143,38.369279&spn=0.017769,0.038581&t=h&z=15

(Bu arada Orduzu adı yerine Pınarbaşı kullanılsa da tüm Malatya için orası hala Orduzu)

Sonra Üniversite; grunge ve alkolle hızlı yemek sonrası kilo alma süreci. Ardından sigarayı bırakmam ve spora geri dönüş. Yaklaşık 8-10 yıl önce Bilkent'te bir bahar kır koşusunda epey bir kilometre katetmiş ve 600 küsür kişinin katıldığı koşuyu 57. bitirmeyi başarmıştım.

Basketbol, ağırlık çalışmak, yürüyüş... Eksersizin her türlüsünü çok seviyorum ama koşmak... Hele ki ilk 30 dakika sonrasında sonsuz bir enerjiyle koşmak; en çok bunu seviyorum sanırım.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Kendime Ait Bir Oda

Burası sadece bana ait bir yer. Galiba tüm sosyal medya falan filanı içinde dilediğim gibi at koşturup, esip gürleyebildiğim yegane yer. O kadar ki, post FriendFeed'de yayınlandığında oradan sileceğim ki blogu ayrıca takip etmeyenler bu yazıyı görmesinler.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Son Günlerde

Sonat, Sadi ve ben Efes - GS maçına gittik.


Sonra Sadi'yle Bebek Taps'te bira içtik.


Sonra geçen akşamüstü spora giderken kaldırımda bu manyağı gördüm. Mıncıklamak istedim ama öyle uhrevi bir keyif içindeydi ki bozmaya cesaret edemedim.



Sonra bugün Veliefendi Hipodromu'na geldim hayatımda ilk defa. Ne güzel bir doğa, ne tatlı ağaçlar. Hatta ağaçlarda yeşil yeşil papağanlar...



Hipodrom'da acıkınca birer tost yiyelim dedik. Tostu aynı zamanda ganyan bayii olan bir birahane de yiyince yanında bira da içtim dayanamayıp. Hipodromda bir ganyan bayiinde bira içmek, duvarlardaki at resimlerine bakmak. Hayatın sürprizlerine bayılıyorum.


1 Haziran 2009 Pazartesi

Robotları Bilmece


Sinema ve edebiyattan ünlü robot silüetleri. AraBölge minik bir bulmacaya dönüştürmüş bu güzel illüstrasyonu. Çözümler ilgili postun yorumlarında.

http://www.arabolge.org/1295/robotlari-bilmece

3 Mayıs 2009 Pazar

Carluvr.com Birinci!

Carluvr.com Blog Ödülleri'nde 2009'un en iyi otomobil blogu seçildi!

Ödül töreni öncesi neşe içinde dolaşırken
---

Azıcık heyecanlanmış da olabilirim yer yer
---

En güçlü rakibim Tuna'yla tanışmamız
---

Carluvr'ın hayata geçmesini sağlayan gizli kahraman, karıcım Aygül
---

Madde Bağımlısı blogunun yazarı Ebru onlara oy vermediğimi duyduğunda beni paralarken
---

Fırat'a elma-alt-shift'e neden daha fazla yazar almaması gerektiğini anlatırken
---

Alemşah'la ne kadardır görüşmediğimiz üzerine konuşurken
---

Madde Bağımlısı yazarları elma-alt-shift tişörtleriyle ödül alırken
---

Project House'tan Serhat bana ödülümü veriyor
---

Ödülü alınca şımarıp Selçuk'a pozlar verirken
---

Ödülüm ve Carluvr'ın mimarı karım
---

Ödül alan tüm bloglar bir arada
---

Toplu fotoğraftan bir kesit
---

Eray'a organizasyon için teşekkür ederken
---

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Çilekler ve Sanat

Gözüm ve algım açık olduğunda tüm sokaklar, caddeler bir sanat etkinliğinin parçası gibi geliyor bana.

Alın mesela şu kareyi:


Zincirlikuyu'da Astoria'ya doğru yürürken metro çıkışı civarlarında çektim. Yeşil çimler içerisinde çilekler. Aslında fiyat etiketleri de kenardaydı, onu düzeltip daha derin -ya da daha yüzeysel- anlamları olan bir kompozisyon yaratabilirdim ama hayatın karşıma çıkardığı bu sanat eserine müdahale edip onu kendi eserim haline getirmek yerine izlemek ve kaydetmeyi tercih ettim. Bir de nasıl olduğunu açıklayamayacağım şekilde ilham almayı.

26 Ocak 2009 Pazartesi

iPhone Deneyimim

Yaklaşık dört aydır iPhone kullanıyorum. Öncesinde bir dört yıllık Apple ve Mac OS X geçmişim olduğu için bu cihazın resmi olarak Türkiye'ye gelişini büyük bir heyecanla bekliyordum. Özellikle gayrı resmi yollardan satın almak istemedim, çünkü iPhone'un bir telefon olmadığını, telefon özelliği de olan bir mobil iletişim cihazı olduğunu biliyordum. Bu yüzden resmi olarak gelmesini ve sınırsız internet paketi ile satılmasını bekledim satın almadan önce.

iPhone kullanmaya başlar başlamaz, abartmıyorum, gerçekten de daha ilk günden itibaren yeni bir internet deneyiminin esiri oldum. Kablosuz internet bağlantısından bağımsız olarak her an, her yerde e-postalarımı Mac Os X'in Mail programının arayüzüyle kontrol edebiliyor, Flash gösterimi ve Java uygulamaları dışında tüm internet sitelerini çok iyi kurgulanmış bir uygulamayla gezebiliyordum. Bunların üstüne bir de okyanus gibi bir iTunes Application Store'dan binbir uygulama -gerekli ya da gereksiz- indirebiliyordum.

Geçen zaman içinde birçok uygulama kullandım, epey oyun oynadım. Kendi çapımda, başarılı bulduğum uygulamaları paylaşmak istiyorum. Bazı bedava uygulamalar US Apple Store'dan indirme. US Apple Store hesabını buradaki adımları izleyerek açabilir, hem Türk hem de Amerikan hesaplarınızı birlikte kullanabilirsiniz.

1- Fieldrunners: Bir çok yayın tarafından 2008'de bağlı olduğu platformun en iyi oyunu seçilmekle kalmadı, genel kategorilerde, yani PS3, Wii gibi konsol oyunlarının arasında da yılın en iyi oyunu olarak yer aldı. Kule savunması denilen türde internette bile bu kadar iyi bir oyun yok. Oyunun binlerce kullanıcısından aldığı 5 yıldız da cabası. Habire şarj bitirecek kadar müptela edici ve bir haftada sıkmayan bir oyun arıyorsanız kesinlikle satın almanızı tavsiye ediyorum.

2- Shazam: Bu uygulamayı Türkiye Apple Mağazası'nda bulmak mümkün olmayabilir hala. Amerikan Apple Store'da sadece bedava uygulamaları yüklemek için bir hesap açıp öyle indirebilirsiniz. Herhangi bir ortamda, etrafta gürültü de olsa, çalan şarkıyı bu programda 'tag'lediğinizde bir iki saniye içinde şarkı hakkında tüm bilgi ekranınızda beliriyor. Eğer varsa şarkının YouTube'daki videosuna kadar. Ayrıca otomatik olarak albüm kapağı vb. bilgilerle kendi arayüzünde siz silene kadar duruyor etiketlediğiniz şarkılar.

3- LOLCats: Komik kedi fotoğraflarının üstüne yazılmış ve genellikle de başka internet mimlerine göndermeler içeren yazılar. LOLCats bu fotoğraflar arasında iPhone'un foto klasörünü gezer gibi gezmenizi sağlıyor. Seçtiğiniz fotoğrafı favorilerinize ekleyebilir ya da hemen e-posta ile de gönderebilirsiniz. Kendi gramer yapısı da olan Lolcat mimiyle ilgili detaylı bilgi için Wikipedia makalesine bir göz atın.

4- Trace: Çok zevkli ve bedava bir oyun. 100 seviyeden oluşuyor ve ben hepsini bitirdim :)

5- TED: Ted.org'da izlediğimiz ve hayran kaldığımız videolara kendi arayüzünden kolay erişim sağlayan bir uygulama. Ne yazık ki videoları çuvalla önünüze döküyor ve "haydi ara" diyor. Umarım sonraki versiyonlarında kategori ya da etiket benzeri başka filtreleme özellikleri de getirirler.

6- Labyrinth: Galiba para verdiğim ilk uygulama buydu. iPhone'un akselometresini kullanan ve benzerlerinden oynanabilirlik ve arayüz kaliktesiyle sıyrılan harika bir vakit geçirtici daha.

7- Facebook: Sitenin kendisinden bile pratik.

8- iheartradio: Epeyce radyoyu dinleyebiliyorsunuz bu uygulamayla.

Belki yüzlerce uygulama indirdiğim bu dönemde çok umut vadetmesine rağmen beni hayal kırıklığına uğratan yazılımcıklar da oldu. LinkedIn uygulaması arkadaş davetiyesini gösteremiyor ve çok kullanışsız. CameraBag adlı çekilen fotoğrafı çat diye Holga, Lomo efektiyle bezeyip öyle kaydedebilen şahane bir uygulama var ama sık sık hafıza yeterli değil diyor. Bunun dışında tüm popüler mesajlaşma programlarındaki hesaplarınızı destekleyen, hatta Skype hesabı üzerinden Wifi bağlantısı ile sesli konuşma da yaptırabilen Fring'i sadece bir kere kullandım. iPhone'da iPod uygulaması dışındaki uygulamaları arka planda çalıştıramadığınız için bu tip programlar çok kullanışlı olmuyor sanırım.

16 Ocak 2009 Cuma

Ahkâm Kesmek

Türk Dil Kurumu'nun tarifiyle "çekinmeden kesin yargılarda bulunmak, bilir bilmez konuşmak" anlamlarına geliyor bu tanım.

Ne çok severim ahkâm kesmeyi!

4 Aralık 2008 Perşembe

Kaizen

Alemşah'ın bana hediyesi. Bayram tebriği olarak bunu göndermeyi düşünüyorum yakınlarıma. Mutlaka büyük de bakın.