2 gün sonra 5 yıldır bu blogda yazıyor olacağım. Vay be...
4.12.09
18.10.09
31. Avrasya Maratonu Tamamlandı
Zayıf hazırlık sürecimden bahsetmiştim. Bitirebileceğime bile emin değilken bu kadar keyifli geçmesi gerçekten sürpriz oldu.
15km ve maraton startında üstümde sadece kafamdan geçirdiğim kalın çöp poşetiyle sıcak kalmaya çalışırken İtalyanların, İspanyolların, Almanların ve daha bir sürü memleketten insanların bizimkilerle birlikte heyecanını yaşamak çok güzeldi. Startla birlikte yağmurun durması da çok güzel bir gelişmeydi. Minik ayakkabılarım epey su aldı ama en azından gözüme su kaçarken koşmak zorunda kalmadım.
Yarışın başlarında köprünün bitmek bilmez düzlüğünde koşarken sürekli tempomu sabit tutma ve aşırı zorlamadan dizlerimdeki sakatlığı uyandırmamaya konsantreydim. Avrupa tarafındaki ilk ayrımdan Yıldız'a çıkış rampası sandığım kadar yormadı. Oradan, Barbaros'tan Beşiktaş sahile iniş daha zor geldi bana. Beşiktaş'a inince ilk sularımızı aldık. Biraz sonra Dolmabahçe civarında spor hocam Osman'ın yanında bekleyen karıcığımı da görünce çok duygulandım. Sabah Aygül'ü uyandırmadan çıkmıştım, kalkıp beni desteklemeye gelmesi çok güzel bir sürprizdi.
Aygül'den aldığım gazla Eminönüne kadar oldukça rahat bir tempoyla, hatta gittikçe hızlanarak gittim. Eminönü civarlarında güneş açmaya başladı. Bunun iyi olacağını sanmıştım ama hem buharlaşma, hem de göze giren güneş motivasyonumu biraz düşürdü. Fakat aynı yerlerde tempomu da arttırmaya başladım. Son 5km'ye girdiğimdeki derecem ve bitirişteki dereceme bakınca da bu görülüyor: 10km geçilirken 1018. sıradayken yarışı 907. olarak bitirmeyi başardım. (Toplam 1776 erkek koşucu tamamlamış 15km etabını)
Fakat bu son bölümdeki tempo arttırışını bir de bana sorun! Özellikle Saray Burnu tarafından Gülhane Parkı içinden At Meydanı'na çıktığımız son rampada nefes alış verişim inanılmaz sıklaştı, ayaklarımdaki acı iyice arttı.
Ara ara yerlerde tezahürat yapan -çoğunluğu yabancı- insanlar son düzlükte parkurun sağ ve solunu doldurmuşlardı. Bir çok kişiyle gülümseyerek göz göze geldim burada. Hiç tanımadığınız insanları bir şeyi başarmaları için desteklemek güzel bir duygu.
Yarış bittiğinde bir süre yerimde zıplamaya devam ettim. Sonra madalya ve hatıraların dağıtıldığı poşetlerimizi minibüs camlarına akın ederek kapıştık.
Yarıştan yaklaşık 2 saat sonra Aygül'le geç kahvaltımızı yapmaktayken ona heyecanlı bir çocuğun izci kampını anlatışı gibi yarışın tüm detaylarını anlatırken yakaladım kendimi. O anda kesinlikle emin oldum; hayatımdaki en keyifli deneyimlerden biriydi Avrasya Maratonu.
Veriler:
16.10.09
Büyük İkramiye Bana Çıksa
Havadan paranın en şahane versiyonu: Piyango. Sayısal Loto, Milli Piyango'nun yılbaşı çekilişi, bunlarda ne zaman devasa büyük ödül olur, o zaman başlarım düşünmeğe: "Bana çıksa ne yaparım?"
Bugün Osmaniye'den eve yürürken yine bunu düşünür buldum kendimi. Ferrari 458 Italia, bizim sokağın üstündeki teras hala boşsa oraya taşınma, uzun bir tatil, şirket kurma falan derken bu süreçleri bitirdikten sonra, yani satın alınacaklar alındıktan, o hayaldeki hayat kurulduktan sonra ne yapardım peki?
O zaman oturup rahat rahat yazacak vaktim olurdu gibi bir düşünce geldi aklıma. Ne istersem, güzel güzel yazardım. Ne keyif... Ve dank etti kafama; şu anda rahat rahat yazmamı engelleyen neydi ki? Böyle bir "state of mind" işte çok para illüzyonu.
14.10.09
Avrasya'ya Dört Gün Kala
Eylül'de ayrı ayrı iki haftayı tatilde geçirmek antrenmanlarımı aksatmama ve yediğim gözlemeleri pideler, formumun bozulmasına yol açtı. Maratona (15km) 1 hafta kala antrenmanları sıkılaştırmıştım ki açıkhava koşularında sağ ayağımın tabanında bir bölge su topladı. Daha sonra da bantta sol dizimdeki sakatlık nüksetti.
2 günlük bir dinlenmeden sonra bugün yine salondaydım. Bantta 15km'yi tamamladım. Arada 10 dakikalık bir süreyi de eğim ayarını 7.0'ye alıp koştum. Tarif edemeyeceğim bir yorgunluk yaşadım. Lisede basketbol antrenmanlarında böyle haşat olmuştum en son. Sonra eve yürürken yere yıkılacak kadar ağrıdı bacaklarım. Yıkılmadan ulaştım eve. Hasta karım karnımı doyurdu, şimdi oturmanın, yatmanın ne kadar keyifli olabileceğini tüm benliğimle hissederek kitap okumaya gidiyorum.
Pazar günü köprü üstünde rüzgar, hafif serin bir hava çok ciddi bir rampa bekliyor olacak beni. Parkur detaylarını buradan inceleyebiliriniz.
15.9.09
Blog Ödülleri 2009'un en iyi otomobil blogu Carluvr.com Fethiye Letoonia'daydı!
Bu yazı, Aygül'ün Bigumigu'da yazdığı bir yorum, oradan aynen alıp yayınlıyorum:
Eveeett Carluvr'un Blog Ödülleri'nden kazandığı tatil hediyesini tepe tepe kullandık geçen hafta.
Tatil yerimiz daha önce duymadığımız ama gidip kalınca pek sevdiğimiz Letoonia Resorts'tü. Biz Fethiye kısmında ağırlandık.
YouTube tanıtım videosu:
Kişisel fikrim, daha önceden ClubMed'de kalan biri olarak daha sevecen geldi (belki daha çok türk çalışan olması, belki ClubMed'den daha geniş 1 mekana sahip olması, belki animasyon ekibinin başarısı bilemiyorum).
Gidecek olanlar için mini liste yapıyorum neleri sevdim:
1. Denizde kaydirakların olması (çocuklar gibi şendik, küçk çocuklar ile sıraya giriyorduk, daha ne kadar hızlı denize uçarız diye hesaplar kitaplar yapıyorduk)
2. Çift kişilik sallanan salıncakları (resmini çekseymişim keşke :D)
3. Odamızın muhteşem bir yerde olması (Şahin Bey özel olarak bu konuya özen göstermiş, her yerin ortasında muhteşem konumdaydık)
Odamız (dağınıklığa bakmayın :P);

Manzaramız;

4. Animasyon ekibinin hiperaktifliği ve ciddi ciddi zaman ayırıp antin kuntin işler çıkarmaması
5. Mekanın kocaman olması
6. Transferimize kadar herşeyimizin düşünülmüş olması ve sorunsuz gidip gelmiş olmamız.
7. Evlilik yıldönümümüzde odamıza meyve tabağı ve şarap gönderilmesi :)))
8. Bir çok turistik yere yakın olması (misal Ölüdeniz)
Letoonia Resorts 2010 - 2011 yılında yenilenecekmiş. Odaya sadece uyumak için gittiğimiz için açıkçası odaların yenilenmesi bizi ne kadar etkiler, 2 sene sonra gidince göreceğiz :D
Normalde animasyon ekibini görünce kaçan biz bu sefer değişiklik yapıp, şans verdik. Her akşam ayrı bir dans gösteri izledik. Emekleri inanılmaz bulduk (tüm gün boyunca ortada olup, gece 1 saatlik performans yapmaları inanılmazdı). Gösterinin sonunda alkışlamadan çıkanlara "domates, patates satmıyoruz az biraz durun" tadında laf edilmesine ayrıca bayıldım. Zort diye çıkanlara insan gıcık oluyor, emeğe saygı lütfen :)
Kötü çekim de olsa iskelet şov (YouTube)
Hiç mi içine sinmeyen bir şey yoktu derseniz; sorun olanlar genelde yiyecek ve içeceklerdi.
1. Alakart restoranlardan sadece Türk mutfağını beğendim (kişisel tercihtir bu, settar deniz'i de sevdi, sushi konusunda ikimizde tercih etmedik.)
2. Diyet menüsü azdı. Yemeklerin yağ oranları vb bilgileri yer almıyordu (normalde de yer almıyor ama Bodywatchers'a başladığımdan bu yana önemli 1 konu benim için)
3. Alkollü içecekler sınıfta kaldı :(( - sebil şarap ve kokteyller tat ve haz açısından iyi değildi. Giderseniz güvenli seçim olarak ya bira'yı seçin ya da alakart restoranlardaki şişeli şarapları tercih edin.
Aslında yukarda behsettiklerimizin hiç bir önemi olmadı.
5 senedir birlikte olan biz, 3. evlilik yıldönümümüzü Letoonia Resorts'ta kutladık. Uzun zamandır bu kadar kendimizi mutlu ve huzurlu hissetmedik. Güzel tatilimizde emeği geçen tüm Letoonia Resorts ailesine kocaman teşekkürler. Şahin Toprak beye ise özel ilgisi için ayrıca teşekkürler.

Bu sene umarız yeniden Blog Ödülleri'ne sponsor olurlar, Carluvr.com ile yeniden katılırız (ya da belki başka bir blog doğururuz bu arada ;))
Not: Fethiye Ölüdeniz'de yamaç paraşütü yaptık!!!
Settar'ın evlilik yıldönümü hediyesi idi, bu inanılmaz deneyim.
Kanıma girdiler, yaza doğru eğitim alıp, pilot olmak için kolları sıvıyorum, duyduk duymadık demeyin :)


23.8.09
Avrasya
Yeniden koşmaya başladım. 1 yıldan uzun süredir hamster misali bant üzerinde zıplıyorum. Son 2 aydır da arada bir Maçka Parkı'nda koşuyorum Cumartesi sabahları.
Spor salonumun gazıyla Avrasya koşusuna katılmaya karar verdim. Avrasya denilen koşunun 3 farklı kategorisi varmış: Maraton, 15km ve Halk Koşusu. Ben 15km koşuda mücadele edeceğim.
Antrenmanlara bu hafta başladım. Öncelikle biraz yoğun sayılabilecek ağırlık çalışmalarımın sonundaki koşu bantı süremi 40 dakikaya çıkardım.
Çarşamba günü ilk antrenmanımda 7km kadar koştum ve 15km'yi çıkartıp çıkartamayacağım konusunda şüpheler oluştu kafamda. Cuma günü bir miktar daha kastım ve 60 dakika boyunca toplam 9km koştum (ortalama hızımı tahmin edin haydi). 60 dakika sonunda kendimi hala zinde hissettiğim için Avrasya konusunda moralim yerine geldi.
Bugün de interval (aralık?) antrenmanına başladım. 2 dakika 9km/s hızda koştuktan sonra 1 dakika 11 km/s hızda koşup sonra tekrar 9km/s hıza inmek şeklinde özetleyebileceğim bu çalışmada, anlattığım iniş-çıkıştan tam 17 tane yapıp 1 saat içinde 9,5km koşmayı başardım.
Avrasya koşusu 15 Ekim'de. O zamana kadar banttan çıkıp açıkhavada 1 saat ve üzerinde hızlı tempo koşmayı başarmam lazım bir kaç hafta içinde. Bu arada en önemli sınırlayıcılarım; her iki dizimde de çapraz bağlarda kayak ve türlü sporlara bağlı ciddi sakatlıklar olması. Bu yüzden koşma sürelerimi kademeli arttırmak zorundayım. Bir sakatlık tekrarlamasında tüm hayallerim suya gidebilir. Sonraki antrenman ve sürelerimi buraya yazmaya niyetliyim.
Avrasya Maratonu:
http://www.istanbulmarathon.org/
Koşmak
Koşmayı hep çok sevdim. Çocukken fıldır fıldır koşup, arada bir yere yapışıp, dizini kanatan çocuklardandım. Hala durur o yara izlerim. Ortaokul ve lisede basketbol takımında olmama rağmen, beden eğitimi dersinde öğretmenimiz bizi kır koşusuna (cross country) çıkardığında sınıf birincisi olmak için ciğerlerim patlayana kadar koşardım. Malatya Anadolu Lisesi kentin dışında konumlanıyordu ve Orduzu Göleti'ne yakındı. Koşu da bu alanda tezahür ederdi: http://maps.google.com/?ie=UTF8&ll=38.354143,38.369279&spn=0.017769,0.038581&t=h&z=15
(Bu arada Orduzu adı yerine Pınarbaşı kullanılsa da tüm Malatya için orası hala Orduzu)
Sonra Üniversite; grunge ve alkolle hızlı yemek sonrası kilo alma süreci. Ardından sigarayı bırakmam ve spora geri dönüş. Yaklaşık 8-10 yıl önce Bilkent'te bir bahar kır koşusunda epey bir kilometre katetmiş ve 600 küsür kişinin katıldığı koşuyu 57. bitirmeyi başarmıştım.
Basketbol, ağırlık çalışmak, yürüyüş... Eksersizin her türlüsünü çok seviyorum ama koşmak... Hele ki ilk 30 dakika sonrasında sonsuz bir enerjiyle koşmak; en çok bunu seviyorum sanırım.
30.7.09
Kendime Ait Bir Oda
Burası sadece bana ait bir yer. Galiba tüm sosyal medya falan filanı içinde dilediğim gibi at koşturup, esip gürleyebildiğim yegane yer. O kadar ki, post FriendFeed'de yayınlandığında oradan sileceğim ki blogu ayrıca takip etmeyenler bu yazıyı görmesinler.
3.6.09
Son Günlerde
Sonat, Sadi ve ben Efes - GS maçına gittik.
Sonra Sadi'yle Bebek Taps'te bira içtik.
Sonra geçen akşamüstü spora giderken kaldırımda bu manyağı gördüm. Mıncıklamak istedim ama öyle uhrevi bir keyif içindeydi ki bozmaya cesaret edemedim.
Sonra bugün Veliefendi Hipodromu'na geldim hayatımda ilk defa. Ne güzel bir doğa, ne tatlı ağaçlar. Hatta ağaçlarda yeşil yeşil papağanlar...
Hipodrom'da acıkınca birer tost yiyelim dedik. Tostu aynı zamanda ganyan bayii olan bir birahane de yiyince yanında bira da içtim dayanamayıp. Hipodromda bir ganyan bayiinde bira içmek, duvarlardaki at resimlerine bakmak. Hayatın sürprizlerine bayılıyorum.
1.6.09
Robotları Bilmece

Sinema ve edebiyattan ünlü robot silüetleri. AraBölge minik bir bulmacaya dönüştürmüş bu güzel illüstrasyonu. Çözümler ilgili postun yorumlarında.
http://www.arabolge.org/1295/robotlari-bilmece