spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2013 Pazar

Dört Haftada 12 Antreman ilk 15km

Bu hafta cuma günü, 9km gibi uzun bir mesafeyi koşup, ondan sonra 4 haftadır ilk defa bir ara vermeye karar verdim. Bayrama denk gelen bu sezon finali antremana çıkarken evde misafirlerimiz ablam ve ailesi de beni bekliyordu. Bunu özellikle belirtiyorum ki, özel günlerde bile antremanları aksatmamayı nasıl önemsediğim belli olsun.

Koşu sıcak sayılabilecek bir saatte başladı. Geçen haftaki uzun mesafe denememden aldığım tecrübeyle bu sefer yanıma küçük bir su aldım. Yaklaşık 5km civarında su içmeye çok ihtiyaç duyuyorum sıcak havalarda. Fakat suyu taşımak hoşuma gitmedi ne yazık ki.

Koşu rahat başlamadı, nefesimin dengeye girmesi bir 4-5km sürdü. Fakat bir kez o dengeyi hissedince 9km'yi 10'a zorlayabileceğime karar verdim. Sonra haydi 12 yapatım derken koşu sırasında sürpriz bir şekilde verilen kararla 15km'ye çıkmayı koydum kafama.

Ne kadar yorulsam da, veriye bakınca koşunun kırılma noktasının 5, 6 ve 7. km'ler olduğunu gördüm. Bu sırada düşen ritmimi yeniden toparlamam ve sonra hafif bir ayarlamayla koşuyu bitirebileceğim bir ritm yakalamam mümkün olmuş.

Daha sonra çok yorulsam da 13km rahat geçti diyebilirim. Aralarda belimden, sağ dizimden bazı uyarılar geldi ama daha çok yorgunluk ağrılarıydı bunlar ve koşu duruşumu düzelterek toparladım durumu. Son 2km biraz sürünerek geçti. Artık gerçekten hem kondüsyon, hem de bedensel olarak gerçekten yorulduğumu iyice hissettim. 15km bittiğinde sadece 1 aylık bir çalışmayla bu düzeye gelebildiğimi gördüğüm için hissettiğim mutluluğu kolay tarif edemem. Zaten bu kadar uzun bir koşunun (1 saat 37 dakika) adrenali de akşam 3-4 saat bedenimdeydi. Gece yatarken hala yorgunluk değil de, bitkinlik gibi bir şeydi hissettiğim.


Önümüzdeki hafta şehir dışındayım. Yürüyüş yapmayı düşünüyorum ama koşmayacağım. Baldır, ayak tabanı ve bacaklarımda bu 4 haftalık koşunun etkilerinin oturmasını ve yorgunluğun tamamen geçmesini hedefliyorum. Dönüşte nasıl bir tempoda koşacağıma o zaman karar vereceğim.

4 haftada toplam 12 koşuda katettiğim mesafe: 83,08km.

5km ve Rekor Denemesi

Geçtiğimiz koşudan sonra grafikleri ve veriyi sunuşu daha çok hoşuma gittiği için Runtastic Pro yerine Nike+ uygulamasını kullanmaya başladım antremanlarda. Bunun sonucu olarak, 2010'dan kalma 2 koşumun verisi de istatistikler içinde görünür oldu. 3 yıl önce özellikle bir antremanda epey iyi süreler yapmışım; en iyi 1km, en iyi 1 mil, en iyi 5 km, en uzun süre ve en uzak mesafe gibi rekorlar hep bu antremana aitti. 3 yıl daha yaşlı halimle bu değerlerin üzerine çıkabileceğimi kendime ispatlamak ve moral kazanmak için bu haftaki çarşamba antremanında hedefimi en iyi 5km rekorumu kırmak üzerinde belirledim. Ablam bu geçmişteki halimle rekabet etmemi biraz erken 40 yaş sendromu olarak tanımladı bu arada, kayda geçsin.

Desteksiz tabanlı New Balance'larla koşacağım için adımlarımda topuk yerine ayağımın önünü daha çok kullanmaya da bu antremanla başlarım diye düşündüm (belimi az yorsun diye), nitekim ilk 500 metre topuksuz koşmayı ilk defa denedim.

Koşu fena geçmedi, bir sakatlık ve zorlamna olmadak 5km'yi hızlı sayılabilecek bir ortalamada bitirmeyi başardım. 1km'lik sektör sürelerim de şu şekilde gerçekleşti:


Genellikle 2km ve 3km arası en hızlı zamanımı yaparken bu koşuda ilk km en hızlı geçtiğim mesafe oldu. Sonuçta 3 yıl önceki rekorumu da geçmeyi başardım.

1 Ağustos 2013 Perşembe

8. Antreman ve Belde Sorun

Dün hafta ortası antremanım vardı. Her hafta 3 antreman yapıyorum. 1 ve 3. antremanlarda yumuşak dolgu tabanlı, bilindik bir koşu ayakkabısı kullanırken, hafta ortası antremanında ince tabanlı, yalınayak duygusuna daha yakın bir ayakkabıyı kullanıyorum.

Standart koşu ayakkabılarım
Hafta ortasında kullandığım Vibram tabanlı New Balance ayakkabılar bilek ve kalf kaslarımı güçlendirmeme yardımcı oluyor, çünkü ayağımı daha az koruduğu için bilek ve yukarısında çok daha fazla kas çalışmasına ihtiyaç duyuyor.

Hafta ortası ayakkabılarım
Dün de bu ince tabanların günüydü. Kendimi çok zinde hissettiğim için rahat bir şekilde üst üste üçüncü defa 7km parkuru koşmaya karar verdim. Normalde koştuğum saatten (18.30 gibi çıkıyorum genelde) yarım saat geç çıktığım için hava da daha serinlemişti ve bu da performansımı olumlu etkiledi.


İşin ilginç tarafı, üst üste 3. defa 48 dakikada tamamladım antremanı. Aynı parkuru koşmama rağmen mesafeyi 200m kadar eksik gösterse de cuma ve pazartesi günlerinin bir tekrarı gibiydi bu antreman. Kilometre etaplarına baktığımızdaysa diğer günlerden çok az daha yavaş olduğum görülüyor.


Önceki iki antremanla aynı süreye rağmen 200m'lik kayıp da bu ortalama hız düşüşünü anlatıyor aslında.

Güzel geçen antreman sonrasında yine her zamanki gibi barfiks, şınav, çömel-kalk ve mekik çalışmalarını da yaptım, fakat özellikle mekik sırasında belim gerçekten çok zorlandı. Gece ciddi şekilde tutulan belim yüzünden zor uyudum ve 24 saat geçtikten sonra ve bugün ciddi bir süre dinlendikten sonra belim ancak iyileşti. Sanırım sert ve ince tabanlı ayakkabı ile koşmanın en büyük etkisi belim üzerinde ortaya çıkıyor.

Bir sonraki hafta çarşamba koşusunu yine New Balance'la yapıp, parkuru 4km ile sınırlı tutmayı düşünüyorum. Yarın bu haftanın son antremanı var. Kendimi iyi hissedersem 8,5-9km'ye çıkabilirim.

30 Temmuz 2013 Salı

Küçük Koşu Yaralanmaları ve Öneriler

2009'da ilk defa orta mesafe koşmaya başladığımda karşılaştığım ilk ciddi sürpriz, 10km üzeri antremanlarda ayak tabanımda su toplanması olmuştu. Ayak tabanında su toplanması, kaçınılmaz bir yara ve üstüne basmada sorun yaşamak demek. Yara iyileşmeden yeniden antreman yapmak da çok zor, çünkü yara kötüleşebilir.

Artık biliyorum ki, her insanın bir fiziksel sınırı var. Kimi 7km'den sonra, kimi 10, kimi 25km'den sonra bir şekilde sürekli sürtünme yüzünden benzer durumlar yaşıyor. Eğer ayaklarınız antremanlarda hafif de olsa yaralanacak olursa, lütfen paraya acımayın ve bulabildiğiniz en pahalı yara bandını alın. Ben şu ürünü kullanıyorum:



Dış malzeme hava geçiriyor ve bantlıyken iyileşme sürecini hızlandırıyor. Üstelik cildinizle esnek bir biçimde uyum sağladığı için varlığı da kolay hissedilmiyor. Salvelox'un daha önce kullandığım bu tamamı elastik malzemeden ve özellikle ayak için üretilmiş bandıysa gerçek bir mucize.



Kısaca, ayağınızda en ufak bir zedelenme oluşursa, antremanlarda kötüleşebileceğini öngörüp iyi bir yarabandı kullanarak iyileşmesine yardımcı olmanızı öneririm.

Gelelim diğer hassas konuya. Yine antremanlara başlarken büyük ihtimalle eldeki malzemelerle koşacağınız için şortlarınızdan bazılarının uzun mesafe koşuları için uygun olmadığını göreceksiniz. Özellikle şu çok sıcak günlerde en ufak bir dikkatsizlik (dikkatsizlikten kastım, bedeninizin gönderdiği sinyalleri geç algılama), kasıklarınızda pişik oluşmasına neden olacak. Kadınlarda da çok oluyor mu bilmiyorum ama erkeklerin hayatında bebekliklerinden başlayarak devam eden bir dert kasık pişiği.

Geçtiğimiz günlerde yanlış iç çamaşırı, yanlış şort ve yanlış sandalye üçlüsünü çok sıcak bir öğlen saatinde birleştirmem üzerine ciddi bir pişik sorunu yaşadım. 1,5 yaşındaki oğlumuzun pişikleri konusunda uzmanlaşan minnoşum Aygül hemen imdadıma yetişti. Bu aşağıda göreceğiniz pişik kremi, aşırı yoğun kıvamlı ve sürdüğünüzde saatlerce hasarlı bölgeyi teriniz dahil her türlü etkenden koruyarak hızla iyileştiriyor.



Neredeyse sadece 24 içinde pişiklerin Desitin sayesinde geçti, yarınki antremanı aksatmama neden olabilecek bir sorun hızla çözülmüş oldu.

Son bir not: Avrasya Ekim ayında, serin sayılabilecek bir havada koşulacak ve 15km bile koşsanız, 1 saatten fazla bir süre koşmanız gerekecek. Daha önce başınıza gelmediyse benden duymuş olun; bu şartlar, meme uçlarınızın koşarken hafif üşüme nedeniyle sertleşip, uzun süre tişörtünüze sürtünmesi sonucunda daha önce hiç yaşamadığınız bir acı ve yaralanmaya neden olabiliyor. Koşu gününde Salvelox'un Sport ürününü meme uçlarınıza yapıştırırsanız bu sorunu da bertaraf etmiş olacaksınız. Daha meraklılar, koşucular için üretilen meme ucu koruyucularını araştırabilir.

7. Antreman ve Başlangıç Antremanları Özeti

Koşu antremanlarımı şu şekilde düzenledim: Hafta içi Pazartesi, Çarşamba ve Cuma koşuyorum. Aynı günler koşu sonrası barfiks, şınav, otur-kalk ve mekik hareketleri yapıyorum. Tüm hareketleri uygulama desteği ile yapıyorum, ayrı bir yazıda antreman uygulamalarına değineceğim.

Dün, bu planda 7. koşumu tamamlamış oldum. Bugüne kadar yaptığım antremanların bilgileri şöyle.


Bir önceki antremanla bu son koşunun saniyesine kadar aynı zamanda tamamlanmış olması komik bir tesadüf. 7,25km mesafe'yi iki seferdir koşabiliyorum ama açıkçası çok zorlanıyorum. Koşuyu bir şekilde tamamladıktan sonrası gece sırt ağrısı, sabah yataktan kalkamama gibi dertler yaşıyorum. Bu yüzden şimdilik Pazartesi ve Çarşamba antremanlarını bu mesafeyi artırmadan koşmayı planlıyorum. Cuma günleriyse, takip eden iki günlük dinlenme süresine güvenerek mesafe zorlama koşuları yapmayı planlıyorum.

Dünkü koşumun kilometre başına detaylandırılmış ortalama hızları da şu şekilde.


Burada 1 ve 7 no'lu satırlar (km'ler) başlangıç ısınma yürüyüşü ve bitiş soğuma yürüyüşlerini içerdikleri için genel ortalamadan farklılar. Nedense evin kapısından çıktığım an süre tutmaya alıştım, tam koşmaya başladığım zamanı tutmak yerine, evden çıkıp, eve döndüğüm zamanı tutuyorum. Bu tabloda 3. kilometrede görünen 10,85km/s'lik ortalama hız, şu ana kadar bir ölçüm aralığında yaptığım en iyi zaman. Koşularda belli bölümlerde hızlanıp yavaşlamak dizlerimi zorladığı için hedefim genel olarak ortalama hızı artırmak.

Yarın yine 7,25km deneyeceğim. Bundan sonraki yazılarımda sakatlıklardan ve koşu malzemelerinden bahsetmeyi düşünüyorum. Dünkü koşu öncesi çektiğim bir fotoyu da hatıra olarak buraya koyayım. Keşke koşu sonunda "sonra" versiyonunu da çekseymişim.


26 Temmuz 2013 Cuma

Yeniden Koşuyorum: Sakatlığı Atlatmak

Koşmayı çok seviyorum. Her iki dizimde de çapraz bağlarımda yırtık olduğu için içimdeki deli gibi koşmak isteyen insanı hep bir miktar dizginlemem gerekiyor. En son 3 yıl önce bu dizginleri bırakınca koşu sırasında kötü bir şekilde sakatlanmıştım hatırlarsanız.

2 haftadır tekrar açıkhavada koşmaya başladım. Bu nedenle de bloga yeniden koşu günlüğümü yazma kararı aldım. Bu iki haftayı özetlemeden önce, yeniden koşmaya başlayıncaya kadar geçen zamandan, son 3 yılda yaptıklarımdan söz etmek istiyorum.

2010 Avrasya Maratonu'nda 15km koşarken, mevcut sakatlığımın acı verici bir şekilde ortaya çıkışı sonrasında çok uzun süre koşamadım. Evimin civarında üye olduğum bir spor salonu var. Orada antreman yaparken koşu bandına çıktım sürekli. Ancak ne kadar hafif koşarsam koşayım, yaklaşık 15 dakika içinde sol dizim kilitleniveriyor ve koşmama izin vermiyordu. Bu süreç yaklaşık 3 yıl sürdü.

Bu durumu kabullendim ve kardio antremanlarımı hızlı tempo ve yüksek eğimli yürüyüşlerle ve Technogym'in Vario adlı cihazıyla çalışarak devam ettirdim. Vario ile çalışacak olursanız antreman sırasında iki ayak tabanınızı alttaki pedallardan asla tam olarak kaldırmadan, topuklarınız pedallara yapışık olarak çalışmaya alıştırın kendinizi. Başta zor gelse de müthiş bir egzersiz çıkıyor ortaya.



Geçtiğimiz yaz ilk defa dışarıda yürüyüşlere başladım. Evimize 1,5km mesafede bir gölet var ve hafta sonları popüler bir piknik alanı olduğu için epey bir kısmı düzenlenmiş bir alan. Buraya yaptığım sakin ama uzun yürüyüşler sonunda gölün kıyısını takip ederek orman içinde koşabileceğimi düşündüm. Koşu bandında yeniden ufak koşu denemelerine başlamıştım ve sakatlık acısının gelmesi 20dk gibi sürelere çıkmıştı. Ormana doğru ilk koşumda da oldukça dikkatli davrandım. Önce 10 dakika kadar hızlı tempo yürüyüş, sonra koşuya başlama gibi düzgün ısınma kurallarını yerine getirdim. Sonuç yine hayal kırıklığı oldu. Henüz asfaltta alıştırma yapmadan bozuk orman yolunun yıpratıcı zemini dizimi hemen isyan ettirdi. Artık tecrübeli olduğum için kötüleşmeden hemen yürümeye geçtim ve yavaş yavaş eve döndüm.



Açıkçası bu denemeden sonra bir daha asla koşamayacağımı kabul etmiştim.

Geçen zamanda sporu hiç bırakmadım. Bu baharda bantta yürüyüşleri 40 dakika gibi sürelere çıkardım. Derken Temmuz başında sürpriz bir haber geldi, spor salonumuz tadilata girdi. Ne zaman açılacağı belli olmadığı için beni bir telaş aldı. Sporu bıraktığımda hem moral olarak çöküyorum, hem de sırt ağrısı, bel ağrısı gibi kronik bazı dertler hortlayıveriyor.



Bir karar vermem gerekiyordu ve çok düşünmeden koşmak istediğimi anladım, bir akşamüstü çıktım ve koştum. Sonuç: 4km ile başladım, bugün 6. antremanda 7,25km koştum. Dizler harika.

Antremanlarla ilgili detayı sonra yazayım diyorum. Bu yazıda asıl söylemek istediğim şey şu. Sabır ve sakinlikle çalışınca sakatlıkların üstesinden gelinebiliyormuş. Hırs ve çabuk iyileşme arzusu spor sakatlanmalarının en tehlikeli yaklaşımları.

Şu anda haftada 3 kez otur-kalk (squat) antremanı yapıyorum dizlerimin çevresindeki tüm kas gruplarını geliştirmek için. Bunun da koşularımda büyük faydası olduğunu düşünüyorum.

2009 ve 2010'da katıldığım Avrasya Maratonu'na bu yıl tekrar katılsam mı acaba?

Blogda koşuyla ilgili yazdığım diğer yazıları burada bulabilirsiniz. Yazıdaki görseller Göktürk Göleti'nin etrafındaki yürüyüşlerimde çektiğim fotoğraflardan.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Koşuyla Aramdaki Engeller

Koşmak Üzerine Notlar yazısının ikinci bölümü.

Koşmayı ne kadar seversem seveyim, koşarken çocukluğumdaki gibi sadece düşmemeyi başarmaktan daha fazla dikkatli olmam gerekiyor.

Mayıs ayında bir öğlen, baş dönmesi, daha doğrusu "fenalaşma" şikeyetiyle şirket doktoruna gittim. Tansiyon, kan şekeri gibi ilk bakılacak konulara bakıldı ve dikkat çekici bir veriye rastlanmadı ancak kendime de gelemedim bir türlü. O hafta bu fenalaşma hali tekrar edince, hastaneye giderek kapsamlı bir muayeneden geçmeye karar verdim. Yakın zamanda Koç Spor Şenliği'nde Tofaş basketbol takımında oynarken bir antreman sırasında da nabzım 200'lere çıkmış, kısa sürede normale dönmesine rağmen koçu ve beni tedirgin etmişti. Ailemde hem anne, hem de baba tarafından kalp hastalığını miras olarak edinmiş biri olarak ilk önce kalp doktoruna göründüm. Eforlu elektro adlı, ailemde by-pass operasyonu geçiren bir çok kişiden bildiğim eziyetle de tanışmam böyle gerçekleşti. Kan, idrar testleri, hatta nöroloji muayenesinden de geçtim ama bir soruna rastlanmadı. bu kontrollerden çıkan tek sürpriz şuydu: kaka kolestrolüm sınır seviyeye yaklaşmıştı.

Kendimi hala genç olarak gördüğüm için kolestrol sorunu yaşama ihtimali bir anda beni sarstı ve o zamandan veri beslenmeme ve egzersizlerime büyük dikkat gösterdim. Haziran ayında şirketin spor odasında yeniden başladığım düzenli ve sık egzersizlerle, 1 ay içinde %23 olan yağ oranımı %18'e, daha sonraki ay da %13'e düşürmeyi başardım. Bu arada kilo kaybımı da kontrol ederek zayıflamadan yağ yakmayı -hayatımda ilk defa- başardım.

Fakat kardiyo çalışmalarını yaparken kalp doktorunun da ısrarla önerdiği şekilde, 160'lara çıkmayı falan düşünmeden, 130'larda bir nabızla koşu yapmaya çalıştım uzun süre.

Özetle, ilk sorunum, nabzımı çok yükseltmeden uzun bir aralıkta koşabilmeyi başarmak. Bunun için de gerçekten ciddi bir süreçte uzun mesafeye geçebildim. Uzun bir süre sadece 20 dakika koşabiliyordum, o da oldukça yavaş bir hızda.

Gelelim ikinci derdime; üniversite yıllarında hatalı ayarlanmış bir kayak bağının, düşe kalka kaydığım bol karda kayakları ayağımdan hiç çıkarmaması üzerine dizlerimde başlayan bir ağrı ve muayenede ortaya çıkan üzücü sonuç: çapraz bağların kopması.

Her iki dizimde de bağlarım 10 yıla yakın bir süredir sorunlu. Düzenli çalışmalarla, günlük hayatta bu sakatlığı hissetmemeyi başardım, ancak 15 km aralıksız koşmak, dizler için gerçekten de oldukça zorlayıcı olabiliyor.

Kondisyonumu toparladığımda, yani 1,5 saat boyunca koşabilecek duruma geldiğimde bu defa dizlerimi koruyarak koşma eğitimi başlıyor. Enerjimin seviyesi ne olursa olsun, koşu sırasında dizlerimden birisi kitleniverdi mi, ne yaparsam yapayım koşmaya devam edemiyorum. Dizim bir sopa gibi durmak, kesinlikle bükülmemek için bana her türlü acıyı hissettiriyor ki, ben de durup onu dinlendireyim.

Dizleri 15 km koşuya hazırlarken, antreman aralıkları, türleri, süresi çok önemli, ama en önemlisi insanın kendi bedenini dinlemesi. Dizlerim bana sinyal gönderdiği anda kendimi ne kadar motive hissediyor olursam olayım, antremanı orada bitiriyorum. Böylece dizler de yavaş yavaş daha uzun süreleri ve mesafeleri çıkartabilir duruma gelmeye başlıyorlar.

Geçen yıl 15 km mesafeyi sorunsuz bir şekilde 1 saat 25 dakikada koştuğumda dizlerimde hiç bir sorun olmamıştı, ancak şu anda antremanlarımda henüz 10 km bile koşamıyorum. Yine de geldiğim nokta umutlanmam için yeterli. 1 aydan uzun bir zamanım var ve kendime iyi bakıyor, geçen yıldan da daha sık antreman yapabiliyorum. Umarım 17 Ekim günü de ne olursa olsun koşuyu bitirebilecek kadar düzdün çalışacak dizlerim.

Koşmak Üzerine Notlar

Geçen yıl da bir özet yazarak başlamıştım Avrasya hikayesine ancak oldukça kısa bir giriş olmuştu, aynı yazının derinleştirilmiş versiyonuna hoş geldiniz.

Geçen yıl Avrasya'da ilk defa 15 km koşarak kent koşuları maceramı başlatmış olmuştum. Bu yıl da kaydımı yaptım ve 17 Ekim'de koşulacak olan Avrasya Maratonu'nda 15 km koşacağım yine.

Koşmakla ilgili ilk anılarım, evimizin arka bahçesinde -ki bir apartmanın arka bahçesi için epey geniş sayılırdı- 5-6 yaşındayken her koşuşumda düşmem ve dizlerimi kanatmamdır. Neyseki ergenliğe girince bacaklarım öyle bir kıllandı ki, dizlerimdeki orta dünya atlası görülmez oldu.

İlkokul ve ortaokulda hızlı koşmak çok önemsediğim bir şeydi. Özellikle ilkokulda yaptığımız koşu yarışlarında birinci olmak çok önemliydi. İki oğlan çocuğunun bir takım oluşturduğu "atçılık" oyunumuzda birimiz diğerinin önlüğünün arkasını tutar ve bu şekilde ikili olarak yarışlar yapardık. İlter'le ve Gürkan'la kurduğumuz ekipler çok hızlıydı ama en efsane atçılık partnerim sanırım Özden'di.

Ortaokulda hayatımıza basketbolun girmesiyle koşu, futbol ya da basketbolda yeteneği olmayanların yaptığı bir spor gibi görünmeye başladı ve gözümüzde önemi azaldı, bir istisnayla; yılda sadece bir kaç beden eğitimi dersimizde yaptığımız kır koşularında. Bu koşularda okulun kent dışında olmasının da avantajıyla, sınıf olarak dağ bayır aşıp, köyler içinden geçip, eski adıyla Orduzu, yeni adıyla Pınarbaşı adlı baraj gölü yanındaki mesire yerine ulaşırdık. Orada biraz takılıp dinlendikten sonra, geri dönüş koşusu başlardı ama bu defa sınıf olarak birlikte koşmaz, bunun yerine herkesin kendi temposun koşmasına, daha doğrusu yarışmamıza izin verilirdi. Cross-country dendiğini o zaman biliyor muyduk emin değilim ama bu koşularda hırsım ve testosteronum tavan yapar, ne yapıp edip tüm gücümü kullanarak ilk 3 içinde -çoğu zaman birinci- olmayı başarırdım.

Üniversite, sigara ve alkolün, sınav stresi yıllarının ardından göt yayma evresiyle birleşmesiyle sporun bir anda hayatımdan çıktığı, kilo alıp hımbıllaşmaya başladığım dönem oldu. Bir şekilde okul bitmeden sigarayı bırakmayı (2 yıl sürecek bir bırakma) başardığımda da döndüğüm ilk spor, çocukken de yaptığım ilk spor oldu: koşmak. Bilkent'in Bahar Koşusu adlı cross-country koşusuna hazırlandım. Bunun için haftada 3-4 kere evin dışında, Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün Çankaya Caddesi sınırında gidip gereler tamamladığım 8 km'lik bir parkuru koşuyordum. Sonunda bahar koşusunda 600'ü aşkın katılımcı arasında 57. olmayı başardım. Güzel bir histi.

2005'te ikinci defa -bu sefer kalıcı olarak- sigarayı bıraktım. O zamandan beri de spor düzensiz de olsa hep hayatımda. Spor salonunda fitness ve ağırlık çalışmaları, şirket takımlarında basketbol ve nihayet geçen yıl hayatıma giren Avrasya Maratonu ile uzun mesafe koşular.

Bir sonraki yazımda, karşıma engel olarak çıkan konuları özetleyeceğim. Daha sonra da bu yılki hazırlıklarımı anlatmaya başlıyorum.